Vallahi, ne yalan söyleyeyim, şahsen Hasan Bülent Kahraman'ı ziyadesiyle beğeniyorum.
Tabii, girizgah bastonunu böyle çarpık kavradım diye, sanmayın ki fiziksel bir beğeniden dem vuruyorum.
Sanmayın ki, Humphrey Bogart'a duyduğum harlı hayranlık kabilinden, Marlon Brando'ya beslediğim "karizma katsayısı yerküreye sığmıyor, ölürüm be donkarliyonemiz için" türünden, yakası bağrı dağınık holigan bir takdirden bahis açıyorum. Öyle değil.
Zaten kendisi, suratı mütemadiyen dokuzu çeyrek geçen, mor lahana burunlu, çelimsiz, gözleri afacan köstebek misali yuvasına kaçmış, acayip filozof Foucault'nun hık demiş burnundan yuvarlanmış, nasıl derler, su böceği gibi bir adam.
Anlayacağınız, benim dilime doladığım, başka çeşit bir beğeni. Hani kültürel mültürel, sanatsal manatsal, edebi medebi.
Siz kulak asmayın Hilmi Yavuz'a. Gökkubede konuşlanan meşhur nükleer kibriyle, burun kıvırsa, dudak bükse, "hadi bir yürüsün" çekse, avucuna düşen her fırsatta iğnelemek için çabaların tipsizini sergilese, kalamar entelektüeli/karides aydını muamelesine tabii tutsa da, herifçioğlu; hem değerli bir aydın, hem donanımlı bir akademisyen, hem hakiki bir entelektüel, hem yazıları sektirmeden, hararetle okunası bir yazar.
Bilhassa, Pazar yazılarının yorgan döşek hastasıyım.
Geçenlerde de üşenmeden kollarını sıvamış, ufak bir Çetin Altan portresine girişmiş. Cümleleri sosu çılgın lezzetli ekler pasta hüviyetinde kurmuş, Çetin Altan babayı övmüş de övmüş. Çok iyi yapmış. Çetin Altan sitayişlerin kralına, taltiflerin efendisine layık çünkü. Yalpalamalı ve de tartışmalı siyasal duruş geçmişini bir kenara koyarsak, Türkçenin yüz aklarındandır. Dilimizin şeref madalyalarından, onur nişanelerindendir. Büyük üslupçudur. Ekstralarç muharrirdir. Hele Viski romanı yok mudur, muazzamdır. Okurken, insanı oyuncaklı bir sarhoşluğa itekler, ayıldığında ise, dilin bu denli nefis şekilde kullanılması karşısında zevkten tel tel eritir. Onun metinlerini sevmemek, cehennemde dondurma yemek gibi imkansızdır.
Mezkur yazıda, yetinmemiş, Attila İlhan'a da lafı sürüklemiş Hasan Bülent Kahraman.
Attila İlhan -ki şairliğinin yanında; kimseleri beğenmez, herkeslere dikenli eleştiri okları fırlatır, zekası arsenikli, vurduğunu deviren, polemiğe cumburlop dalan, zıpkın gibi bir düşünce süvarisidir.
O Attila İlhan'ın zeka bakımından yalnız bir kişiden çekindiğine rastlamış. O kişi de Çetin Altan'mış. "İnsanı rahatsız edecek kadar zeki" buyururmuş Çetin Altan için.
Ben de, elbette Attila İlhan'lık taslamak ne haddime, gayet ortalama zekaya sahip gayet orta şeker bir adamım, fakat blog aleminde zekasından çekindiğin bir isim fısılda deseniz, ossaat akıl küpü kesilirim, bir hışımla "Siminya Siminya" derim. "Feriştahıyla münakaşaya kalkışırım, Siminya ile kalkışmam, muhtemelen beni madara eder" diye de eklerim.
Kız cidden, fazla zeki. Fazla zeki olduğunu çaktırmayacak kadar zeki.
Zekasını zekasıyla örtbas edecek kadar zeki. Rahmetli Cemal Süreya olsaydı, "fazla zekadan, fazla farkındalıktan bunlar hep" diye başlar, devamında da bu istikamette ilerlerdi.
Savurduğu her lakırdıda, kaleminden damlayan her kelimede, gıptayla bakılası çıngıraklı zekasının izini sürmek, pırıltılarıyla karşılaşmak mümkün.
Bunu görmemek için tescilli aptal olmak gerekir.
Bir şeyi daha görmemek için de tescilli aptal olmak gerekir ama.
Yazınsal maharetini.
Keşke yeteneğinin ayırdına varsa, dizini kırıp bir roman yazsa.
Bu iç çekişimdeki argümanlarım sağlam ha, çıtlatayım.
Türkçe'yi tüm cilvesiyle, tüm aşifteliğiyle, tüm kırıtkanlığıyla, tüm yosmalığıyla yansıtabilme hüneri var mı? Var. Teşbih sanatının hakkını esaslıca verme yetisi mevcut mu? Mevcut. Betimlemeleri ne ayak? Kuyruklu iyi. Arzuladığında eğretilemelerin fosforlusunu yapabiliyor mu? Yapabiliyor. Yeni dile getirme şekilleri icat edebiliyor mu? Edebiliyor. Boris Vian misali, sözcükleri bozup, parmağında oynatıp, bir yatırıp bir kaldırıp, bambaşka kılıklara sokabiliyor mu? Ayıpsın. Tedaisi ve müzikalitesi feci sıkı, alabildiğine uçsuz bucaksız cümleler tertipleme refleksi peki? Şukela.
Asıl mühimi.
Bunca olumlu "biçimsel hassasının" bitişiğinde, üslup sahibi, ve o üslup fena halde sokaktan çöpleniyor. Montaigne "Paris'in zerzevat pazarında konuşulan Fransızcayla yazmak en büyük hayalim" demiştir. Ve bu düşünde dibine kadar haklıdır. Zira, sokağa dayanan/halka yaslanan bir üslup yemede yanında yat şahaneliktedir, katiyen eskimez. Tıpkı Kemal Tahir'in -kimi romanlarında yer verdiği- Çorum köylüsünden devşirme baldan tatlı üslubu gibi.
Ve yıllar yılıdır, "Yazar gibi yazarın ilk becermesi gereken iş 'düzeysiz' yazmaktır. Yazıları bir yönüyle 'avama', öbür yönüyle 'havassa' seslenmelidir. Yani en sıradan okura da, en entelektüel kimseye de. Daha da yanisi, yazdıkları bir değil birçok düzeyde birden okunabilmelidir." kıvamında kelamlarla höykürür dururum. Siminya bunu da, hiç kasmadan, sıkıntılara bunaltılara zerre göz açtırmadan, kolayca beceriyor.
Aynı işi roman disiplininde neden becermesin? Elini kolunu bağlayan yok ya. İronisi gani, nüktesi ihtişamlı, kara mizahı yerli yerinde ayrıca.
Balgamlı budalalıklara, içten pazarlıklı alçaklıklara, kılçıklı salaklıklara, sinik ahmaklıklara, sakil görgüsüzlüklere, uydurma hoyratlıklara, değersiz değerlere naniklemeyi de -maaşallah- biliyor. Dar yerde sıkışıp kalan insan gerçeğini irdelemek konusunda da şerbetli.
Hadi bu verilerin üstünden sırıkla atlayın.
Marguerite Duras, yazarlık mevzuunda, "İnsan içinde bir yabancı barındırır; yazmak, işte o yabancıya ulaşmaktır." der. Ben içinde barındırdığı yabancıdan dehşet ümitliyim.
Ara sıra, Siminya hücresine postalamazsa, bazı yazılarında kafa çıkarıyor, eski deyişle, "isbat-ı vücut" ediyor, ve varlığına dair minik kanıtlar sunuyor.
Sığ değil, bilakis, derin ve kafalı. İlginç ve enteresan. İçli ve hissiyatlı. İsyankar ve tahripkar. Ontolojik sorunlar ve varoluşsal kaygılarla başı belada.
Hulasa.
Siminya beyninde hulahop çeviren şüphe simsarlarının çanına ot tıkasın, "kötü yazarsam" endişesine kimyasal bomba sallasın. Beni dinlesin. Yeteneğine kıymasın. Otursun roman yazsın.
Ortaya iyi bir yapıt çıkmazsa ne olayım.
Sahi, ne olayım?
Dipnot:
Bilirim. Siminya, kendi hikayesi anlatılırken orada olmamaya özen gösteren zarif bir roman kahramanı gibi alçakgönüllüdür. O yüzden yazıyı okurken bir taraftan utanmıştır. Bir taraftan da, "Kolaydı öyle yazmak, işti güçtü, aileydi maileydi, dertti tasaydı, gündelik hayatın biteviyeliğiydi, bilmemneydi derken bin tane şeyle cebelleşiyorum, haberin yok tabii." diye göğüs geçirmiştir.
Lakin bahane bulmaya, mazeret madenciliğine soyunmaya çalışmasın.
Sait Faik'ten girer, Orhan Kemal'den çıkarım, hangi yazarların, nasıl zor şartlar altında, ne devasa eserler döşendiğini bir bir sayarım. En çok da, Proust'a topu paslarım. Her türlü fobiye, envai çeşit hastalığa, mebzul miktarda takıntıya sahip Proust'a. İç çamaşırı belli bir açıda durmazsa asla uyuyamayan ve bu sebeple yatmadan evvel saatlerce iç çamaşırı ayarlamasıyla uğraşan Proust'a. Hatta acımam. "Roman yazmamak için olumsuzlukların everestine sahip bu zavallı adam bile 3200 küsur sayfalık bir şaheser yazdı küçük hanım, hiiç boşuna lafı ağzınızda gevelemeyin" derim. Derim yani. Hayırlı bir iş neticede.
Böyle de ısrarcı pisliğin tekiyim.
10 kişi im Arwen telinle thaed,oha elfçe konuştm dedi:
Şu blog dünyasında yazdıklarına ciddi anlamda hayran olduğum, yazılarını okuduktan sonra ''vay be adam/kadın cidden yazıyor!'' dediğim 2 insan var. Onlardan biri sensin, diğeri de Siminya.
Yazsın tabii ya, bu haklı ısrarında elbette senin yanındayım Glamdring.
Ama sen de yazacaksın tabii ki, dur, nereye gidiyors... kaçma ya... dur gitme!
sendeki cenenin de siminyaninkinden eksik kalir yani yok yani, maasallahin var, ben olsam bu yaziyi okuyunca kitap yazmayi dusunebilirdim :) siminya bizim canimizdir, blog aleminin medari iftiharidir. böyle ustun zekali kisilikleri gördukce kendimi hayiflamiyorum degil acikcasi.
evet destekliyorum seni, siminya kitap yazsin! Internet aleminin yuzu aklansin, icimizden ne kadar zeki insanlarin cikabildigini cumle alem görsun.
Finduilas;
Uzun zamandır kendimle gurur duymuyordum. Sayende duydum. Senden bunu işitmek benim için onurdur. Metinlerine ve zekasına bayıldığım birinden bunu işitmek fazlasıyla gönendirici. Hatta dangalak ödül nobel'den bile değerlidir diyeceğim, herif mübalağa ediyor diye düşüneceksin, lakin değil. Öyle. Çok çok sağol Finduilas.
Siminya ise, yazıda da bolca belirttiğim ve bana hak verdiğin üzere, acayip yetenekli. Keşke bizi dinlese de yazsa bir roman.
Ella Ç.;
Çok haklısın. Bence de blog aleminin medarı iftiharıdır. Ama şahsen söyleyeyim, beni salt blog yazılarından oluşan bir kitap kesmez, ondan roman istiyorum. Feci istidatlı çünkü.
Siminya duy bizi!
Naaptın glam ya! Kırk türlü renge soktun, yardan yuvarlayıp serden aşırdın beni. Satırların ayaklandı gerçek bir satıra dönüşüp kesti biçti elimi kolumu. Benim için yazılmış en güzel cümleler bunlar olabilir. Çok mahcup etti, çok ağır geldi ama güzel. Demek ki güzelliğin bir ağırlığı var.
Şu an itibariyle "yazmayan adam değildir" gazını aldım, burdan Merkür'e kadar yazacak gazım var inan olsun. Hatta yolcu bile alırım yanıma yöreme.
Kızlarda vermiş çoşkuyu. Napıyorsunuz burda arkadaşım siz!! Arkanızda kimler var?! Bana neden roman yazdırıyorsunuz? Bu işten çıkarınız nedir?!!
Sanmayın ki roman kahramanlarımın adları glam olacak, findu olacak efendime söyleyim ella olacak. Daha neler!! Belki orta dünya'da geçecek romanımda, son sayfalarda bir kaç satırlığına sizlere rol veririm, o da belki asfdasasf
İşi eğlenceye vurayım dedim ama yapamadım. Çünkü fena gol attın glam. En az 5 gol ederi var bu yazının. Ben şimdi naparım nerelere sığarım. Blogumu kapatıp kaçsam mı lan? Yazamam artık bundan sonra. Korktuğumu saklar, zirvede bıraktı süsü veririz.
Acaba siyasete mi atılsam? Ne alaka demeyin şu an kafam çok karışık daha bunları yazarken "sifonlar nasıl çalışıyor acaba?" diye düşündüğümü söylemedim bile. Damlatmaya başladığından beri sifonları düşünüyorum. O kadar düşündüm ki sevgilim kıskanıp "14 şubatta sifon çekersin artık" deyip çekti gitti. Kafamın karışıklığı artarak devam ediyor.
Teşekkür ediyorum glam. Gerçekten büyük bir motivasyon bu, değeri hiç birşeyle ölçülemez. Senin gibi değerli, entellektüel bir arkadaşımdan bunları duymayı herhangi birşeyle kıyaslamak bile ayıptır. Bunu hiç unutmayacağım. Gideyimde ağlarken güleyim, düşünürken, tombalak aşayım ben. Ah kafam!
kızlar sizi seviyorum
Aboo sendeki bu çeneyle bizim kazıkçı terzide iyi indirim yaparız.Ben daha kekelemeden iki kelime konuşamadan sen hulahoptan girdin,en son hulahasadan çıkmışsın.Siminya bacıyı çok severiz,takip ederiz.Siminyayı çok çok çok uzun süredir (twitter hesabımı ilk açtığım ve onu tanıdığım andan beri,yani yaklaşık 1 sene)tanıyorum.Blogu olduğunu sonra öğrendim.Bizim kız bir yazıyor bir yazıyor ki sorma.Yazılarını okurken "aha valla benden bahsediyo" "ya yeminle kadın acaba beni takip mi ediyo nedir" ve buna benzer bir yığın komplo teorilerim var.Dili sivridir,ukalalık?haşaa.yaratıcılık?Da vinci halt etmiş.Ben her ne kadar senin yazdığın 5 kelimeden 2'sini anlamamış olsam da siminya'yı övdüğün günümüz türkçesi ile yazdığın kısımları anladım.(maksat dalga geçmek değil ok,yes,by gibi yazanları görünce kızıyorum hiç mi türkçe yi bilmiyorlar diye,valla senin yazın da bana şak diye yüzüme gerçeği çarptı sağolsun.Varsın olsun,beterin beteri vardır diyorum)Her neyse,kısacası ben bu siminya bacıyı çok severim,iyi yazmışsın tebrik ederim.Yazsın bi kitap,sevindirsin biz garibanları.Köşeyi de döner valla,bak PuCCa'ya.Karı 2.yi yazdı bitirdi okuyan us'ta.Pinkfreud ablamız da aynı şekilde.İlk kitabı yazdı.Sen de yazsan var yaa,harika ötesi olur.
Siminya;
Genelde çam sakızı çoban armağanı minvalinde bir hediye verilirken kullanılan laf ola beri gele cümlesidir ama, ben hakkıyla kullanacağım; "daha iyilerine layıksın". Övgülerin kralını hak ediyorsun. En çok da devasa bir kendine güveni. Şayet kalemin kanlı canlı bir kadın olsaydı, ona serenat yapardım. Sen yeteneğine arka çık, yazma mevzuunda nasıl istidatlı olduğunun farkına var, eh, bir de şu fakiri kaale alıp roman yaz, başka bir şeycikler istemem. Ha,belki, bir imzanı isterim.
Mysticred;
Ne indirimi yahu, pazarlık mazarlık işlerinde hiç iyi değilim, bilakis mahçubum, bırak indirimi, daha da pis kazık yerdik. Siminya'nın roman yazmasını şiddetle arzulama ile alakalı bir yandaş bulduğuma da pek sevindim. Ve 5 kelimeden ikisini anlamaman meselesinde, iznin olursa, bir klişeye sığınıp, "sorun sende değil bende" diyeceğim. Artık arkaik kaçan, pek yer verilmeyen eski türkçe kelimelerle flört etmeyi sevişimde.
sevdiğin blogları da yazar mısın?iyi blog okumak istiyorum.
Adsız;
Bu benim yazı konularımdan biri ya, şimdi burada tek satırla geçiştirmeyeyim. Bir ara vakit açısından elim bollaştığında devasa bir "sevdiğim bloglar" listesi yapıp, nedeni ve niçiniyle birlikte yazacağım. O zaman okusan olmaz mı?
Siminya küçüktür üç yazcam yollucam.
Yorum Gönder